15 Şubat 2009 Pazar

Melek


- Hayatım mavi takım elbisem nerede? Dolapta bulamıyorum yine.

- Pencere tarafındaki dolapta, askının sonuna doğru bak

- Yok orada baktım, toplantıya geç kalacağım!

- Önceden mavi giyeceğim diye söz vermediysen siyah takımını giy hem çok yakışıyor sana siyah takım, zayıf gösteriyor hahah!

- Geç sen dalganı bakalım, birazdan yanına geliyorum gösteririm kimin şişman olduğunu, bana diyene bak, ağzından maşallah eksik etmiyorsun bir şey! Hahaha

- Aaa iftiraya bak, kaç gündür bir şey sokmuyorum ağzıma

- Öyle kilo verilmez şekerim

- Belli canım senin bu işlerden anladığın, Hamdi Beyin işleri tıkırında, sen sağ ol adam bu krizde aç kalmıyor, her hafta yeni bir pantalon götürüyorum payını açtırmaya!

- Tamam tamam başlıcam diyete, bu kadar sorun ettiğini bilmiyordum

- Ay ölürüm sana ben, ne sorun edicem hayatım benim, hem ben çok seviyorum o büyük kıllı göbüşünü!

- Göbüş mü? Sanırım yeni bir lakap daha kazandın sevgili işkembe

- Hadi giyin de gel, Melisi de kaldırır mısın? Servisi nerdeyse gelir hala uyuyor, akşam gelince bir konuşsan erken yatma hakkında? Yasemin Hoca biraz şikayetçi bu konuda. Anaokulunda durmadan uyukluyormuş, ne oyuna ne derse katılıyor diyor. Geri düşüyormuş arkadaşlarından.

- Ya şu kızın uykusunu da memleket meselesi yaptınız ikiniz bir olup. Belki kızımız babasına çekmiştir, gece yaşamayı seviyordur, annesi gibi tavuk olmak istemiyordur!

- Ya hala laf ediyorsun, zaten gazetede bütün gün işim başımdan aşkın, ona koş buna koş, eve gel yemek yap, “mavi takım elbiseyi sakla” Melisin ödevlerine yardım et, sana laf yetiştir derken artık nasıl yorulduğumu anlatamam. Hem sen sanki filmi sonuna kadar izledin de bir de bana laf atıyorsun 1 haftadır.

- Tamam tamam, sakin ol hayatım bir şey demedim. Hem zaten şu son günlerde odadan mutfağa bağıra bağıra konuşmak modasından kız yatamıyor valla. Telsiz mi alsak kız?

- Hadi bırak dalga geçmeyi de kaldır şu kızı.

- Sanırım gerek kalmadı, bak kim var burada!

- Ya uff siz neden biyazcık büyümüyosunuz, insan yatıyo buyada. Sevmiyomusunuz birbiyinizi de yanyana konuşmuyosunuz?

- Sevmez oluymuyuz İstanbul düşesi Melis ekselanslayı

- Anneee!! Babam yine beni taklit ediyooo!

- Uğraşmasana şu kızla her sabah, hadi babayla elinizi yıkamaya gidin de gelip kahvaltınızı edin.

- Ben yıkadım ki buyaya gelmeden

- Aa göz göre göre yalan söylüyor bacak kadar boyuna bakmadan. Seni ben yataktan kaldırmadım mı? “Göbüşüne” pırt yaparak uyandırmadım mı? Sonrada uçak gibi buraya gelmedik mi? Hangi arada yıkadın bakayım ?

- Sen gelmeden ben kalktım yıkadım geldim yattım yine.

- Hadi hadi yemezler, çuf çuf banyoya.

- Baba hani sen benim yanımdaydın? Niye anneye söylüyosun? Küstüm sana!

- Yerim ben senin o küçük ağzınıi tabi ki senin yanındayım ben her zaman.

- Kusura bakmayın ama rahatınızı kaçırıyorum. Zahmet olmazsa zevzekliği bırakıp da ellerinizi yüzlerinizi yıkar mısınız artık? Yoksa bu sabah bende geç kalıcam sizin yüzünüzden. Hani siz alışkanlık ettiniz ya-

- Kim alışkanlık etmiş yahu, tamam tamam gidiyoz işte…

- Babaaaa!!!

Gülüşmeler… Hep böyle gidecek sanıyor insan. Çalışırsın, kazanırsın, biraz daha çalışırsın daha çok kazanırsın. Zamanla ev alırsın araba alırsın yazlık alırsın. Kendi işini kurarsın. Şöfor tutarsın kendine. Karın kendi kariyerini yaratır bir yandan. Sonra hayatı biraz daha kalabalık yaşamak istersin. Bir kızın olur. Dünyanın tam ortasına yerleşir. Annesi gibi olsun istersin. Ona benzesin. Onun gibi konuşsun. Onun gibi sevsin seni. Öyle de oldu. Saçları onun gibiydi. İkisinin de minik ağızları vardı. Ufak dişleri, bir kere baktı mı “senelerce” unutamayacağınız cinsten gözleri. Hatta Melisin okumayı bu kadar hızlı sökmesinin sebebide annesinin yazılarını okumayı çok istediğinden kaynaklandı. Her gün sorardı “Bugün gazeteye adımı yazdın mı?” diye. Evde tıpksının aynısı iki tane muhteşem kadın. Her mutlu erkek gibi bende kendimi dünyanın en şanslı adamı ilan etmiştim. Daha ne olabilirdi ki bir insanın mutlu olması için? Zamanın çok hızlı akmasını istiyordum, Melisin annesine benzemesini bir an önce görmek istiyordum. Bir yandan da yavaş aksın diyordum, hiç bir ayrıntıyı kaçırmamak için, tadına varabilmek için… İşte böyleydi ikisine duyduğum aşk…

O gün her şeyin başlangıcıydı. Eğlenceli bir sabah daha geçmişti ve hazırdım işle güçle boğuşmaya. Fabrikaya vardığımda içimi kötü bir his kaplamıştı. Huzursuz olmuştum. Bir an önce çantamı bırakıp toplantı salonuna gitmek istiyordum. Normalde yönetim binasına girmeden önce bir imalathaneye uğrardım, çalışanlarımla günaydınlaşıp işlerin ne durumda olduğuna bakardım ama o sabah baya bir geç kaldığımdan öğlen molasında uğramaya karar verdim…

Asansörü beklerken sabah ki şamatayı düşünüyordum. Yanlarından ayrılır ayrılmaz özlüyordum ikisini de. Mümkün olsa hiç işe gitmeyeceğim ama işte malum böyle bir şansım yok, en azından şimdilik. Her şeyi garantiye aldıktan sonra sanırım uzun bir istirahata çekilirim. Asansörün içi yine leş gibi kokuyor, yine havalandırması bozulmuş. Her zaman ben mi fark ediyorum bunu yoksa insanların burnu mu alışmış bu ter kokusuna…

- Günaydın Sevgi Hanım, beni arayan oldu mu?

- Can Bey aradı sadece, mümkünse bu öğleden sonra
Almanyada ki ihracatımız hakkında görüşmek istiyorlar sizinle.

- Anladım, Saat 3 gibi uygun olacağımı haber verirsiniz. Herkes hazır mı toplantı salonunda?

- Evet efendim, sizi bekliyorlar.

- Rica etsem, çantımı masama bırakır mısınız ben daha fazla gecikmeden toplantı salonuna geçeyim.

- Tabiki efendim, çayınızı masanıza koymuştum. Toplantı salonuna getireyim mi?

- Soğumadıysa neden olmasın?

- Şimdi bıraktım bende, olmadı yenisini hazırlarım size.

- Yok yok şaka yapıyordum gerek yok, bu kriz ortamında tasarruf yapmak lazım, önce kendimizden başlayalım değil mi ama?

- Siz nasıl isterseniz.

- Ha, unutmadan söylim, asansörün havalandırması yine bozulmuş. Bir ara baktırıver.

- Not ettim efendim. Birazdan ararım firmayı, bakarlar.

- Garantiden yaptırmaya çalış her hafta bozuluyor.

- Tamam. Hallederim.

- Teşekkür ederim, telefon eden olursa toplantıda olduğumu söylersin. Kim haricinde?

- Eşiniz efendim.

- Tamamdır.

Umarım her şey yolunda gitmiştir. Bu işi alamazsak sonumuz hiç de parlak görünmüyor. Bankalar durmadan bastırıyor, kredi geri ödemelerinin günleri geçeli çok oldu. Bu hafta artık kesin ödeme yapmamız lazım. Şu ihale işi bir olsa, ön ödeme bile bütün borcu ödememe yeter. Melis için ayırdığım para olmasa içim daha kötü olurdu kesin. En azından üniversitesi bitene kadar kenara atmıştım. Neler düşünüyorum ya, biz piyasada güvenilir, önü açık, borcumuzu ortada bırakmayan bir şirketiz. İyi şeyler düşünmeliyim. Nasıl düşünürsen öyle olur, pozitif olmalıyım. Endişemi kurula belli etmesem iyi olur, hiç de uygun bir motive yöntemi olmaz. Tamam yeter bu kadar irdeleme. İçeri girme zamanı…

O gün sanırım biraz fazla kötü düşünmüşüm. İçeri girdiğimde herkesin suratı beş karş asıktı. Kimse konuşmuyordu, öylece oturyorlardı. Sıcak bir günaydınıma karşılık, soğuk alçak sesle koro halinde yanıt verdiler. İhaleyi kaybetmiştik… Rakip firma hükümetten tandıklar bulmuşlar. Sanayi bakanının akrabası çalışıyormuş o şirkette. İhale de en düşük maliyat fiyatını biz vermemize rağmen kazanamamıştık. Her şeyimi kaybedeceğimi anlamıştım. Borcumu ödeyebilmek için son fırsatımdı. Olayı basına yansıtırsam her şeyin farklı olacağını düşünmüştüm. Oldu da… Toplantı salonununu çok kızgın bir şekilde terk ettim. Odadan çıkarken Sevgi Hanımla çarpıştım. Bütün çay üzerine dökülmüştü. Dönüp pardon bile diyememiştim. Bir önce bu işi halletmeliydim. Kaybedecek zamanım yoktu. İlk işim eşimi aramak olmuştu.

- Melek?
- Ne çabuk özledin bakayım sen ?
- Melek, her şey çok kötü, ihaleyi kaybettik, bütün her şeyimiz elimizden gidecek.
- Dur bakalım bir sakin ol, ne ihalesi ne kaybetmesi sakin ol biraz ve tane tane anlat.
- Sana bahsettiğim büyük ihale var ya? İşte onu rakip firma kazandı, fesat karıştırdıalr ihaleye. Yönetim kurullarınının başkanı sanayi bakanının akrabası oluyormuş. Onun sayesinde en düşük maliyeti biz vermemize rağmen kaybettik. Bu ihaleyi alamazsak bankalar herşeyimizi bu hafta icraya verecekler. Hiç bir şeyimiz kalmayacak.
- Nasıl olur böyle şey? Resmen ahlaksızlık bu yaptıkları! Ben hemen olayı editör ile görüşeceğim. Görürler bakalım hak nasıl yeniyormuş!
- Tamam hayatım. Ben bugün erken çıkacağım işten kafam kazan gibi oldu. Melisi dönerken ben alırım, servisi de arar haber veririm. Gelebiliyorsan sende eve erken gel de etraflıca neler yapacağımızı konuşalım.
- Tamam tatlım sen merak etme halledeceğiz bu işi.


Hayatımın en yanlış kararını vermiştim. Olayı hiç Meleke yansıtmamam lazımdı. Allah beni bin kere kahretsin. Ellerim kopaydı da aramasaydım onu… O gün Melek editöre bütün olan biteni anlatmış ve ona merak etmemesini söylemiş, en kısa zamanda haberi yayınlayacaklarını, olayın üzerine gideceklerini söylemiş… En azından böyle olduğunu Melek telefonda eve dönerken söylemişti. Telefonu kapattıktan sonra içime huzur dolmuştu. Melisi alıp hemen eve gelmiştim. Üstünü başını çıkartıp beraber çizgi film seyretmiştik. Aç olduğunu söylüyordu bende anneyi bekleyelim diyordum. Anneyi çok bekledik ama anne gelmedi… Melek gelmedi… Polislere, hastanelere, işten dönüş yoluna her yere baktım ama bulamadım… Polisler bir gelişme olursa arayacaklarını söylemişlerdi. Melis ağlıyordu. Annesini istiyordu. Binbir yalanlarla yemek yedirip uyuttum. Bitkindim. Neden bunlar oluyordu diye isyan ediyordum her şeye. Telefon elimde uyuya kalmışım koltukta. Telefonun çalmasıyla yerimden sıçradım. Arayan emniyet amiriydi. Meleğimi bulmuşlardı. Bulmuşlardı. Kanlar içinde, ormanlık arazide bulmuşlardı… Bacaklarına kurşun sıkmışlar. Meleğim orada kan kaybından bizi terk etmiş. Ne kadar da kolay söyleyebiliyordu!!! Üzerindeki kimlik bilgilerini okudu. Doğruydu. Meleğim Artvinliydi. Meleğim evliydi. Meleğim evliydi. Meleğimin kızı vardı. Meleğim benimdi, meleğimdi. “Formalite” icabı teşhis için beni çağırıyorlardı! Bu muydu yani? Donup kalmıştım. Tek kelime edecek dermanım yoktu. Her şey aklıma akın etmeye başladı. İlk tanıştığımız gün, düğünümüz, Melisi ilk kucağımıza alışımız. İçimden bir feryat kopmuştu, ağzım açık ellerim havada dizlerim yerde, sessizce çığlık atıyordum. İçimdeki isyan birden dışarı vurmuştu. Hayatımda bu kadar çok yüksek sesle bağırdığımı, hayatımda bu kadar acı bir şekilde Melek diye bağırmamıştım… Melis ağlayarak uyanmıştı. Korkmuştu. Koşarak yanıma geldi sarıldı. Sarıldım. Anne diye ağlıyordu. Ağlama diyemedim. O zaman ağlamayacaksa ne zaman ağlayacakı… Kimsem yoktu. Melek, Melis ve bendim. Komşular seslere uyanıp kapıyı çaldılar. Dizlerim titriyordu, ayağa kalkamıyordum. Hıçkırıklarımda boğuluyordum. Nefes alamıyordum. Melis koştu kapıyı açtı. İçeri daldı herkes… Sonrasını hatırlamıyorum… Bütün olaylar zincirini başlatmıştım...

15 Şubat, Moda

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder