Böyle bazen hani en alakasız zamanlarda bünye saçmalamaya başlar. Bir nedeni yok (gibi durur). İşte tam fark ettiğin anda bir bakmışsın ki göğsünü tutmuşsundur. Sanki kaçacaktır da sen de mani olmak istiyormuşcasına atarsın “dan” diye elini göğsüne.. Üzülürsün bir an kendine. Hafiften efkar basar bazı hastalarda, az da olsa görülmüştür. Üstüne gitmek ister, oturup bir iki kadeh düşünmek ister...
Koltuğa uzanmış kendi kendine takılıyordu. Onu bunu her şeyi düşünüyordu. Eskiyi bugünü yarını. Anlamlandırmaya çalışıyordu kısa hayatını. Ayağa kalkmak istedi, sebebsiz istemlerinden biriydi. Hafif bir yanlızlık eşliğinde baş dönmesi yaşadı. Bir iki adım attı baktı sendeliyor, durdu. O ve her şey. Gözleri duvara sabitlendi. Bir an durdu her şey. Yavaş yavaş akmaya başladı. Kafasını sağa sola oynatıp durumu onayladı. Çan sesleri geliyordu kulağına, gayet muntazam. Elini havaya kaldırdı, havayı dağıttı, hava yerinden oynuyordu. Çocukken çamurlu suya yaptığı gibi yumuşak yumuşak karıştırdı tane tane olan havayı. Bir tanesini eline almayı denedi, hangisine dokunsa ellerinden kayıyordu. Hoşuna gitmişti. Hangisine dokunsa çan sesi kulaklarında yankılanıyorudu. Gözlerinin önünde tane tane görmeye başladığı hava tane tane yok olmaya başladı. Gözleri yavaş yavaş kararmaya başladı. Adım attı. Aydınlık. Bir an şaşırdı. Şaşkınlıktan ilerleyemedi. Karanlık. Kapıya doru ilerledi. Aydınlık. Neler oluyordu bilemedi. Korku kafatasından başlayıp bütün kemiklerini ağrıtmaya başladı…
Başka şeyler düşünmek istiyordum. Ne zamandır aklımda olan bir şişe vardı. Ufak, gayet sevimli. Gideyim de alayım sonunda kavuşalım birbirimize dedim. Ha gayret diye diye buzdolabına gittim. Buz dolabının kapağını açar açmaz burunuma o “buzdolabı kokusu” geldi. En çok ta o kokunun sen yanarken içmek istediğin soğuk suya bulaşmasıdır. Gülümsedim. Şişe umduğumdan doluydu…
10 Mayıs 2010 Pazartesi
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
