Sınırları olmayan sınırları olan bir dünyadır bizim gezdiğimiz topraklar. Bu topraklarda
bıçaklar sırt ile bilenir. Sırtlar delikanlıların adi bir deneme tahtasıdır. Etin kıvama geldiği bahar aylarında,
kuşaklar savaş alanlarında gizli siperlerdir. Metalin o parlak, direnen tarafı ve kan ile oksitlenmiş çizgisinin hasret dolu bir kucaklaşma gibi birbirine kavuştuğu an, ten haber eder bizlere, bıçağın haddini aşmıştır, çok zarar vermişsindir hem tenine hem de gömleğinin bağrını daha yeni yeni açmaya başlamış körpe bir delikanlıya..
Ayaklarımız yere hep yan basar, basamadığımızdan değil, hayat dostlarımızdan miras kalmıştır bizlere bu. Bazen şarap
bazen ise kaderlerimizin laneti ve şenliğini tazeleyen bir kaç nefes duman..
Bizim buralarda her şey olacağına değil, kahpeliğe varır. Dedik ya, burada bıçaklar sırt ile bilenir.
Ateşler yakılır çiçek sandıklarıyla, başlarız raks etmeye, darbukalar heyecanlı bir şekilde ayaklarını yere basa basa ecnebi misali arkadan gelmeye başlar.
Ata çalgımız olmasada iyi çalarız vesselam, klarnet darbukanın raks çağrısına ince ince çığlıklarla cevap verir ve işte tam o an kara saçlı kara gözlü bir
esmer atmıştır kendini ortaya. Pembedir üzerindeki en temel renk, eşarplar, tüller, ziller ve boncuklarla özenle bezetilmiştir. Pembenin içine moru akıtmışlardır, sarılar sarılmıştır bedenine ve kırmızıdır güzelliği ateşin türlü turuncu renkleri önünde bir mahalle sanat eseridir bedeni.
Keman bilirdi şu ikisi neden kavgalıdır hep aralarını yapmak ona düşmüştür. En sevdiği neşeli ağıtının ilk notalarını çağırmaya başlamıştır gül gövdesinden.
26 Temmuz 2009 Pazar
Nöron Sızıntısı
Bilgenin ağzını bıçak açmadığından affına sığınarak bunu kendi kendime kendim söylemem gerekiyor;
Öyle bir aptal ki ahmaklığını seven,
Bilgeden, kitaplarından ve muhasebe defterlerinden ya da "huzur dolu" evlerinden,
belki de insanoğlunun ağızında, beyninde ve ruhunda ki şahşalı ağızlarda yer kapmayı ve orada "ben"leşmeyi hayal eden.
Öyle bir aptal ki bütün hayatı boyunca el ile tutulur bir şey yapmayan,
Hesabı tutmayan ya da "Tanrı" tarlasının meyvelerini ve tohumlarını memnun edemeyen;
Öyle bir aptal ki pişmanlığın nadiminde ve her şey sona geldiğinde,
Olgun kulakların buğdaya bulanmış metalinin üzerine düşse bile,
Yanlız kalbinin içinde kahkahalarla gülebilir.
Zavallının içi boş doldurulmuştur,
Açtır.
Öyle bir aptaldır ki, "Tanrı" takdiri genç ruhunu har vurup sonra da harmana savurmuştur,
Olmuşunu da çürüğünüde, çürütülmüşüne de aynı seramoniyi yapma eğiliminde bulunmuştur.
Hasat ortasında bir ırgat yanlızlığında zannetmiştir insan hakkında.
Lütuf muydu? yoksa ahmaklık mı? İnsan oğlu tarafından yargılanmak mı?
Tanrı tarafından mı?
Son zamanlarda beynimden duyduğuma göre, "koca" bir adam serpiştirmez, istif yapar.
Bulut üstü devler meclisinde avukatlar gelmişler ve oturmuşlar, sert bir şekilde.
Uzun suratlılar "Bu adam bir aptaldır!" geniş bedenliler ise "Hemde zındık aptal!" dediler.
Bilge aptala acıdı ve ona sadece var olan maddelerin bulunduğu, zamanın ve mekanın ötesinde
bir rüyaya sürgün etti.
Öyle bir rüyaydı ki sadece kalp içinde görülebilir ve sadece kalp dayanabilir.
Ya rüyalarım gerçekse? Ya gerçekleşirse? Korkularım hatalarımla cirit atmaya başladı sanki.
Ya bilgenin "mecliste" söylemediği bir şey varsa?
Ben mi?
Ben sadece ikisi arasında bir çevirmenim.
Öyle bir aptal ki ahmaklığını seven,
Bilgeden, kitaplarından ve muhasebe defterlerinden ya da "huzur dolu" evlerinden,
belki de insanoğlunun ağızında, beyninde ve ruhunda ki şahşalı ağızlarda yer kapmayı ve orada "ben"leşmeyi hayal eden.
Öyle bir aptal ki bütün hayatı boyunca el ile tutulur bir şey yapmayan,
Hesabı tutmayan ya da "Tanrı" tarlasının meyvelerini ve tohumlarını memnun edemeyen;
Öyle bir aptal ki pişmanlığın nadiminde ve her şey sona geldiğinde,
Olgun kulakların buğdaya bulanmış metalinin üzerine düşse bile,
Yanlız kalbinin içinde kahkahalarla gülebilir.
Zavallının içi boş doldurulmuştur,
Açtır.
Öyle bir aptaldır ki, "Tanrı" takdiri genç ruhunu har vurup sonra da harmana savurmuştur,
Olmuşunu da çürüğünüde, çürütülmüşüne de aynı seramoniyi yapma eğiliminde bulunmuştur.
Hasat ortasında bir ırgat yanlızlığında zannetmiştir insan hakkında.
Lütuf muydu? yoksa ahmaklık mı? İnsan oğlu tarafından yargılanmak mı?
Tanrı tarafından mı?
Son zamanlarda beynimden duyduğuma göre, "koca" bir adam serpiştirmez, istif yapar.
Bulut üstü devler meclisinde avukatlar gelmişler ve oturmuşlar, sert bir şekilde.
Uzun suratlılar "Bu adam bir aptaldır!" geniş bedenliler ise "Hemde zındık aptal!" dediler.
Bilge aptala acıdı ve ona sadece var olan maddelerin bulunduğu, zamanın ve mekanın ötesinde
bir rüyaya sürgün etti.
Öyle bir rüyaydı ki sadece kalp içinde görülebilir ve sadece kalp dayanabilir.
Ya rüyalarım gerçekse? Ya gerçekleşirse? Korkularım hatalarımla cirit atmaya başladı sanki.
Ya bilgenin "mecliste" söylemediği bir şey varsa?
Ben mi?
Ben sadece ikisi arasında bir çevirmenim.
23 Temmuz 2009 Perşembe
Unbreakable
Maybe I am doomed with your glittering smile,
yes, i have taken the path
that is the beautiful mile,
I'll keep the first and the last oath.
The miracle tree that stands aside,
the tree which keeps the blossoms
of our life, including stuns,
only remainings of my pride,
just flees over the sun,
with the kindest regards
even the finest resents...
Do not step on the dreams
for Aedh's sake.
Throwing the dreams to in front of your feet,
catching the baby breath in the air,
touching the wine glass that your lips has touched,
loving the world as you do,
is the mysterious way to understand the life and world.
yes, i have taken the path
that is the beautiful mile,
I'll keep the first and the last oath.
The miracle tree that stands aside,
the tree which keeps the blossoms
of our life, including stuns,
only remainings of my pride,
just flees over the sun,
with the kindest regards
even the finest resents...
Do not step on the dreams
for Aedh's sake.
Throwing the dreams to in front of your feet,
catching the baby breath in the air,
touching the wine glass that your lips has touched,
loving the world as you do,
is the mysterious way to understand the life and world.
Mezarkabul

Ve adam elindeki bavulu yavaşça yere bıraktı, şapkasını çıkardı, kadına döndü;
- İçeriye girip seni kaybetmemi izlemektense, dışarıda senin benim yok oluşumunu görmeni tercih ederim
dedi.
Kadın belki farkında değildi ama onun için akıttığı son damlaları siliyordu yüzünden, silerken elinde papatyaların yere düşmesini umursamamış olacaktı ki yere bile bakmadı. İlk defa böyle hissediyordu... Kırmızı elbisesi rüzgarda uçuşuyordu, rüzgar tam arkasından esiyordu, sanki adama doğru itmeye çalışıyordu. Aldırmadı. Arkasını döndü, yavaş yavaş, istemeye istemeye, adım adım yürümeye başladı. Son sahne gözündeydi hala... Duraksadı. Arkasını döndü:
- Ben.. Senin için.. Hep.. Seneler öncede..
Derin sessizlik.
Kadın yürümekte zorluk çektiği, hiç bir zaman alışamadığı uzun sivri topuklularını eline aldı ve bir daha arkasına bakmadan yürümeye devam etti.
7 Temmuz 2009 Salı
Ten Long Years
Well, I had a woman,
She was nice, kind and loving to me in every way.
Oh, I had a woman,
She was kind and loving to me in every way.
Oh, she used to love me
And bring my breakfast to the bed every day.
Oh, for ten long years,
She was my pride and joy.
Oh, for ten long years,
She was my pride and joy.
I used to call her my little girl.
Oh, she used to call me, she used to call me her little boy.
Oh, it's all over baby.
You know I'm all alone.
It's all over baby.
Babe you know I'm all alone.
Well, the reason you hear me singing the blues, baby,
Yeah, you know my baby's gone, she's gone, she's gone.
B.B King & Jules Bihari
She was nice, kind and loving to me in every way.
Oh, I had a woman,
She was kind and loving to me in every way.
Oh, she used to love me
And bring my breakfast to the bed every day.
Oh, for ten long years,
She was my pride and joy.
Oh, for ten long years,
She was my pride and joy.
I used to call her my little girl.
Oh, she used to call me, she used to call me her little boy.
Oh, it's all over baby.
You know I'm all alone.
It's all over baby.
Babe you know I'm all alone.
Well, the reason you hear me singing the blues, baby,
Yeah, you know my baby's gone, she's gone, she's gone.
B.B King & Jules Bihari
5 Temmuz 2009 Pazar
Seneler Yılında Her Hangi Bir Gün
Sen farklısın. Herkesten farklısın. Bazen en zor duyguları en basit cümleler anlatır.
Neler olduğunu bilmiyorum. Neler hissettiğimi de. Belki de biliyorum ama kendimden bile saklıyorum. Söylmeye o kadar cesaretim yok ki hala belki diyorum. Belki "bunu" yapmanın da bir sebebi vardır. Uzun zamandır hissetmediğim duyguları beynime koşarcasına yaşıyorum. Klasik ergen bunalım edebiyatı yapmak istemiyorum ama 24' üme ramak kala bunları yaşıyoruz. Ben ve bir şişe içki...
Şu an yoksun yanımda. İsterdim ki... Her şey güzel demeni. Her şey yolunda. Olması gerektiği gibi. Kime göre neye göre? derler diye korktun mu hiç bugüne kadar?
Bir trafik kazasıyım. Zincirleme bir kaza. Sıkışıp kaldım içerisinde. Tüm yaşamda kalma iç güdümle hayatta kalmayı mı dilemeli miyim? Yoksa hayatta kalamamayımı?. İçimdeki yaraların yaşı yaşadığım senelerin çoğunu kapsıyor.
Neler olduğunu bilmiyorum. Neler hissettiğimi de. Belki de biliyorum ama kendimden bile saklıyorum. Söylmeye o kadar cesaretim yok ki hala belki diyorum. Belki "bunu" yapmanın da bir sebebi vardır. Uzun zamandır hissetmediğim duyguları beynime koşarcasına yaşıyorum. Klasik ergen bunalım edebiyatı yapmak istemiyorum ama 24' üme ramak kala bunları yaşıyoruz. Ben ve bir şişe içki...
Şu an yoksun yanımda. İsterdim ki... Her şey güzel demeni. Her şey yolunda. Olması gerektiği gibi. Kime göre neye göre? derler diye korktun mu hiç bugüne kadar?
Bir trafik kazasıyım. Zincirleme bir kaza. Sıkışıp kaldım içerisinde. Tüm yaşamda kalma iç güdümle hayatta kalmayı mı dilemeli miyim? Yoksa hayatta kalamamayımı?. İçimdeki yaraların yaşı yaşadığım senelerin çoğunu kapsıyor.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
