6 Mayıs 2009 Çarşamba

Yolcu

Seni düşünüyorum,
Sonu gelmez yollarda..
Düşlüyorum seni gözlerim ufkun içinde,
Herbirinde seni görüyorum, beni bulamıyorum.
Yolların amansız sonsuzluğunda arıyorum seni,
Aradıkça umutlanıyorum, umutlandıkça daha fazla yol alıyorum.
Yol alıyorum, seni düşünüyorum,
Bulamıyorum...

Dalıyorum bozuk, terk edilmiş ve sonsuz yollara,
Yağmur yağıyor yollara,
Yağmur damlaları oluşuyor heryerde,
Her tanesinde seni görüyorum...
Üstünden geçtikçe taneler dağılıyor, kayboluyor,
Bulamıyorum seni..

Ruhumun içindeki gelgitler hep zamansızca alıp koparıyor benden,
Keşke alıp bir daha getirmese,
Getirmese de çekmesem hep aynı acıyı,
Keşke alıp bir daha getirmese,
Beni kahreden tekrar tekrar geri gelmen,
Ya da tekrar tekrar seni geri getirmem...

Umutla elini uzanıp tutabilme düşüncesinin umudu...
Yollardayım...
Kar yağıyor,
Donduruyor bütün bedenimi ve ruhumu,
Ama dokunamıyor düşüncelerime,
Dokunamıyor hislerime,
Dokunabilse keşke, dondurabilse keşke...
Donsalar ve kırılsalar....
Kar taneleri yağıyor yollara,
Her tanenin farklı olmasına rağmen her birinde seni görüyorum,
Seni görmeyi başarıyorum..
Kar yumağı oluşuyor bir türlü bitiremediğim bana yarenlik yapan yollara,
Duruyorum ve uzanıyorum üzerlerine,
Sırf sana daha yakın olabilmek için,
Ya da dondurabilmek için düşüncelerimi ve hislerimi..
Zaman akıyor, kar taneleri eriyor,
Bulamıyorum seni...

Güneş ısıtıyor çorak, suya hasret ama susuz yaşamaya alışmış yolları,
Her toprak parçasında seni arıyorum,
Bulamıyorum....
Tanelerde görüyorum seni,
Hep çatlaklardan aşağıya doğru usulca derinlere düşüyorsun,
Tutamıyorum seni, uzanamıyorum ellerine, kayboluyorsun toprak ananın kalbinde..

Yollarda arıyorum seni,
Artık tek ben değil...
Seni çaresizliğimi gören yağmurla, karla, güneşle arıyorum!
Bulut oluyorum derin maviden arıyorum!
Yıldız olup sonsuzlukta arıyorum!
Fikir olup aklımda arıyorum seni,
Aşk olup kalbimde arıyorum seni...
Bulamıyoruz seni.....

Arıyorum hala..
Yollardayım ve dört mevsimdir seni arıyorum...

26.11.2004

Hücre

Kendime "iki" dünya kurdum... Birinde dünyada olmasını istediğim bütün dilekler, mutluluklar ve insan var.. Sorunsuz,her an üzüntü duyabilmeyi bilmenin korkusu olmadan... Benim dünyamın toprakları "papatyalarla" süslü.. Benim dünyamın havası umut dolu.. Benim dünyamın suyu yeni doğmuş bir bebeğin ak kalbi kadar temiz...

-Ben dünyamda herşeyimi yanıma aldım.Bütün zorluklar müebbet..

Beynimdeki sızı rölantide... Hani çok taptığınız bir insanı gördüğünüz zaman ya da çok istediğiniz bir şeyin olmasını beklerken göğsünüzde beliren bir ağrı vardır ya.. O ağrı, bedenimin sıradan hareketlerinden biri oldu çünkü bende birşeyler bekliyorum...

İlk başlarda hayata olaylara ve herşeye karşı cephe almıştım ama artık teslim oldum.. Hücremde yalvarıyorum.. Ağlıyorum... Duvarları tırnaklarımla kazıyorum..Kapıyı yumrukluyorum.. Çığlığım kendi çığlığımda kayboluyor.. Zaman zaman duruluyorum.. Çöküyorum dizlerimin üztüne olduğum yerde..Sallanıyorum salıncak misali... Boş ve umutsuz gözlerle "zifiri karanlıktaki zifiri taşları sayıyorum".. Kapım hiç çalmıyor.. Bana sesimi kes diyen yok..Belkide var, "çığlığımda onlarda kayboluyordur.. Üstümde bir paçavra, her yerim kir içinde.. Kirim bedenimin içine sızmaya çalışıyor.. Aykatayım ve sallanıyorum umursuzca ve bilinçsizce.. Bekliyorum, umutsuzca ve göğsümdeki ağrıyla.. Ağlıyorum, gözlerimi kanatırcasına ve gök gürültüsünü kıskandıracak çığlığımla.. Yukarıda.. Çok çok yukarıda.. Ulaşma imkanımın bir karıncanın heybetli Himlaya'nın tepesine ulaşma imkanından bile az olan bir aralık... Işık var.. Galiba.. Çok uzakta.. Koşuyorum bir o duvara bir bu duvara yoruluyorum, koşuyorum.. Oturuyorum, sonra tekrar kalkıyorum.. Dimdik.. Ellerimi kaldırıyorum.. Çaresizlikten çok bir umutla kaldırıyorum ellerimi havaya. Bağırıyorum,sesimde sitemden çok bir umut kıvamında.. Hücrem benim iç,ikinci ve baskın dünyam..


03.02.2005

Gel Artık!

"Yanağının dudağının uzanan kısmı eyle beni..." Bir gamze gibi çıkayım cennet yüzüne her gülüşünde... Bir cennet gibi huzur vereyim sana... Bir cennet gibi... Cezamı çektim al beni buradan... Elimde sensizlikle yetiştirdiğim çiçeklerinle bir buse gibi konayım hala güzelliğini tarif edemediğim çehrene... Al beni yar yanına... Bakmayayım sana ıslak gözlerle... Acıtmasın kurşun damlaları beni... Ürkmesin serçe yüreğim... Çıkar beni buradan...
Düşlerime gir... İsmimi çağır... Duymazsam gel yanaş bir yanıma, okşa elinsiz sertleşmiş saçlarımı... Uyanırım belki...

Rüyama daha yeni dalmıştım... Zaten tetikteyim gelirsin diye. Hani olurda gelirsin ya, yolları düzenliyordum.
Papatyalarını suladım. Ayağını basacağın yolları tekrar tekrar siliyordum.
Geceyi ve yıldızları seversin diye ben de bütün gökyüzünü yıldıza boyadım, arka fon parlement mavisi...

Rüyadayım... Her yer mis çiçek kokusu..
Rüyadayım... Seni beklemenin verdiği hüzün ve coşku yerden yüksek oynuyorlar...
Hüzün yüksekte, coşke ebe...


Kan damlıyor yoluna.. Kafamı kaldırdım, yıldızlardan kan akıyor..
Koştum atladım yollara, kirlenmesin..Onlar senin için..


Kabusa yeni dönmüştü rüyam... Zaten tetikteydim gelir diye. Ama bile bile hazırlamadım kendimi...
Çiçeklerini koruyordum, ellerimi kapatmaya çalışıyordum üstlerine..Tekrar tekrar siliyordum hepsini ama yetişemiyordum...
Gece ve yıldızlar kana bulandı,arka fon kan kırmızı...

Kabusdayım..Her yer kan kokusu...
Kabusdayım..Seni beklemenin verdiği hüzün ve çoşku saklambaç oynuyorlar...Hüzün saklanıyor, coşku arıyor...


Uykum derin değil,hani olurda gelirsin ya tetikteyim...

16.04.2005

Çalkalaya Çalkalaya

Yürürken yanlızlığa, karanlığın kıyılarında, elimde bir şişe umut, çalkalaya çalkalaya yürüyorum... Aklımda 2 ye 1 biz..2 senden 1 benden... Kıvamsız, tatsız, tuzsuz ve dibi tutmuş biz.. Tuhaftır, bu karanlıkta, bu yolda hiç bir ses yok... Herhangi bir türkçe efekt bile, mesela "çıt"... Kulağımda çınlayan, kafamın derinliklerinden gelen o ney taksim de olmasa, bu yol çekilmezdi...


Dedim ya çalkalaya çalkalaya...


İçim bir başka bugün... Bugün hiç olmadığı kadar mahmur, hiç olmadığı kadar kırılgan ve alıngan içinden geçen her düşünceye... Yalpalıyorum yürürken, sarhoş falan değilim belki de olmayı yeğleyeceğimden dolayı o havayı estiriyorum. Ayaklarım zor basıyor ama nedense tuhaf bir inatla bir ileriye gitmek için hiç üşenmiyor.. Hava, sanki benimle kavga ediyor,yakmak için sağdan soldan oksijen toplamış çullanıyor ciğerlerime.. Ama nedense tuhaf bir inatla havayı çekmeye devam ediyorlar...

Bazen sağdan soldan ışıklar seziyorum gözlerimle.. Her gördüğüm demete doğru gitmeye çalışıyorum. Çok hızlı ve kararsızlar... Bir oradan bir buradan parıldıyorlar.. Kim bilir belki yalpalamamın sebebi onları takip etmemdendir.. Her adım attıkça biraz daha şişemden kaybediyorum, biraz daha döküyorum...

Dedim ya çalkalaya çalkalaya...


Kulağımın çınlaması kayboluyor, o kayboldukça ortalık daha bir sessiz oluyor. Korkuyorum.. Korktukça avazım çıktığı kadar bağırıyorum, ayaklarımı yere vuruyorum, haykırıyorum, bir çığlığım öbürkünü kıskandırçak kadar yüksek diye anlatmayı o kadar çok isterdim ki... Korktukça sadece korkuyorum... Yanında bir de parçalanmış kanlı bir dudak...

Hiç bir elle tutulmayan bir şey yok etrafta... Işığı saymıyorum, bu kararsızlıkla tutulsada yakalayamam...

Hep Ben!

Yanlış anlaşılmaktan korkuyorum demiştim ya hani hayata gelmeden otobüste.. İşte öyle dedim ya hayata iner inmez geldi başıma.. Gelmeseydi şaşardım zaten.. Talihsiz ben miydim yoksa talihsizliği yaratan ben miydim? Hep ben mi sebep olacağım bir şeylere, ters olan şeyler hep beni mi bulacak, hep ben mi kucak açacağım yanlışlığa? Hep ben mi beni yanlış anlatacağım?

Birileri çıksın bağırsın : "Bu çocuk yanlış bir şey söylemek istemedi! Bu çocuk biliyordu başına ne geleceğini daha otobüsteyken! Bu çocuğun kalbi senindir! Bu çocuk sana karşı daha ÇOCUK!"


Olaylar sana karşı değildi hiçbir zaman, karşı olan sadece bana karşıydı.. Ben hiçbir zaman karşı olmadım sana, ben bana karşıydım, ki buna karşı olsamda...

Yürürken gece karanlığında, sırtımda boş ama hoş bir heybeyle, sayıklarken seni, benim gerçek seni yani benim hayatım için gerekli olan seni, gülümsedin dibinde yalpalaya yapalaya avare gezdiğim dağın patikasından.. Beyazlar, berraklık ve aşk içindeydin... Aşk içindeydin, benim içine bir türlü giremediğim aşkın içindeydin hatta tam ortasındaydın, seslendin...

" Gel! bende sana yeticek hatta fazla gelicek kadar aşk var, ben de sadece sana yeticek, senin olmaya yeticek bir kucaktan daha fazla bir yürek kadar aşk var, Gel!"...

Geldim. Topladım aşklarını kendime aldım, yoğurdum.. Katabildiğim kadar kattım kendimden, kokumu sinderebildiğim kadar sindirdim, benden biraz "ben" ekledim verdim sana... Teşekkür ederim.. Heybemi doldurdun.. Yürürken yalpalamıyordum, yürürken karanlık değildi artık ve bende gülüyorum senin gibi, bende gülebiliyorum senin gibi...

Haksızlık ettim senin beni yanına almana rağmen.. Kırdım seni kendi patikanda.. Nereye varacak bu ben? Bu beni nereye kadar kabulleneceksin?...

Umarım aşkın kadar sabrın vardır bu kendini bilmez ben için...

Korkuyorum yanlış anlaşılmaktan.. Ben daha otobüsdeyken söyledim bunu sana tam senle hayata inecekken...

Aslında ben nasıl anlatırsam öyle anlarsın..

Üzgünüm, sen kötü değilsin ben ahmağım, beni şu an bu dünyada kollayan sensin sadece beni seven bir tek sen varsın beni sadece sen sevdin.. Seni üzdüğüm için çok kötüyüm, bunda çok samimiyim.. Bağışla, geç günahımdan.. Sen olmazsan hayatımda erken binerim dönüş otobüsüne, fark etmez ayakta da giderim...


SENİ ÇOK SEVİYORUM.

Sahipsizler

Melekler düşün, tanrısı olmayan,
Yeryüzünde bir ülke düşün, baş kenti olmayan,
Okyanusları düşün, içinde balıkları olmayan,
Bir de beni düşün, sensiz olan...

07.06.2005

5 Mayıs 2009 Salı

Vazgeçememek

Ve o sırada William kağıdının son kalan boşluklarını şu dizelerle dolduruyordu, " Vazgeçtim bu dünyadan, dünyamdan geçtim ama, seni yanlız komak var, o koyuyor adama... "