Bilgenin ağzını bıçak açmadığından affına sığınarak bunu kendi kendime kendim söylemem gerekiyor;
Öyle bir aptal ki ahmaklığını seven,
Bilgeden, kitaplarından ve muhasebe defterlerinden ya da "huzur dolu" evlerinden,
belki de insanoğlunun ağızında, beyninde ve ruhunda ki şahşalı ağızlarda yer kapmayı ve orada "ben"leşmeyi hayal eden.
Öyle bir aptal ki bütün hayatı boyunca el ile tutulur bir şey yapmayan,
Hesabı tutmayan ya da "Tanrı" tarlasının meyvelerini ve tohumlarını memnun edemeyen;
Öyle bir aptal ki pişmanlığın nadiminde ve her şey sona geldiğinde,
Olgun kulakların buğdaya bulanmış metalinin üzerine düşse bile,
Yanlız kalbinin içinde kahkahalarla gülebilir.
Zavallının içi boş doldurulmuştur,
Açtır.
Öyle bir aptaldır ki, "Tanrı" takdiri genç ruhunu har vurup sonra da harmana savurmuştur,
Olmuşunu da çürüğünüde, çürütülmüşüne de aynı seramoniyi yapma eğiliminde bulunmuştur.
Hasat ortasında bir ırgat yanlızlığında zannetmiştir insan hakkında.
Lütuf muydu? yoksa ahmaklık mı? İnsan oğlu tarafından yargılanmak mı?
Tanrı tarafından mı?
Son zamanlarda beynimden duyduğuma göre, "koca" bir adam serpiştirmez, istif yapar.
Bulut üstü devler meclisinde avukatlar gelmişler ve oturmuşlar, sert bir şekilde.
Uzun suratlılar "Bu adam bir aptaldır!" geniş bedenliler ise "Hemde zındık aptal!" dediler.
Bilge aptala acıdı ve ona sadece var olan maddelerin bulunduğu, zamanın ve mekanın ötesinde
bir rüyaya sürgün etti.
Öyle bir rüyaydı ki sadece kalp içinde görülebilir ve sadece kalp dayanabilir.
Ya rüyalarım gerçekse? Ya gerçekleşirse? Korkularım hatalarımla cirit atmaya başladı sanki.
Ya bilgenin "mecliste" söylemediği bir şey varsa?
Ben mi?
Ben sadece ikisi arasında bir çevirmenim.
26 Temmuz 2009 Pazar
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder