6 Temmuz 2010 Salı

Kurşun Geçirmez Gülümseme

Olay mahalinden ayrılmadan önce
bir ısırık daha almak istedim,
kırmızı ve paramparça dudaklarından.
Bir çok yalan söyleyerek,
bilerek,
koşa koşa geldim,
o lanet pis kokulu otel odasına.
Ne kadar da zarif ve masum uzanıyorsun
beyaz çarşafların arasında uyurken
kırmızılar içinde
gülümsüyorsun,
senin sana yapamadığını ben yapmıştım sana,
kendine vermeye çalıştığın ceza benim ödülüm oldu.
Ödülüme son bir defa yaklaştım,
ısırdım o liğme dudakları,
kanın tam bir insandı,
tatsız ve demirli
ama en azından senin gibi
değildi kibirli.
bir halt yediğinin sevinci.
üzüntü, masumluk, umutlanmayı beklemen,
hatalarının sebebiydi.
Peki benimkilerin ki neydi?

Neyin tam olarak seni arzulamamı sağladı?
karar veremiyorum.
Sanırım bardağı masaya çarpışındı...
Tam içeri girdiğimde
zihnimin her yerine işledi
kafanın bar masasına düşüşü...
Uzun ince zarif ve beyaz kolların
nasıl da savruldu havada
kafan ile tam bir uyum halindeydiler
acı içindeydiler,
karamsar ve hovarda.
Benim olmalıydın.
İçimdeki bütün nefret ve sinir
sana akmalıydı,
vücudumun her deliğinden.
Zaten benim dışında seni herhangi biri
sallamıyordu.
En azından benim kadar.
Kolların seni düzeltmeye yeltendiğinde
kaslarının titremesi
zorlanman...
"Bir tane daha, tek buz"
diye dövmeli ve gerizekalı görünüşünden
ödün vermeyen,
bahşişi cebe indirdiğinde yüzünde ahmak bir gülümseme beliren,
muhtemelen hayatında en iyi yaptığı ve yapamadığı iş olan
barmenliği sırtına yapışıp kalan eskilerin de dediği gibi
"yılların eskitemediği" tipten olan barmene bakıp
attığın o kahkaha,
boğazını yırtıyordu,
yakıyordu,
devirdiğin viski bardakları gibi
yakıyordu içeride ne varsa.
Belliydi yakmak istediğin,
belliydi buna ortak olmak istediğim.
İçeri girdiğim an belliydi bütün her şey.
Yanına oturduğumda,
aklın kayıyordu
hiç umursamadığım,
sadece senin hayatın rezil gibi bakışlarını.
Bilmen gerekirdi.
Hepimiz boktan birer hayat sürüyoruz,
griliğin içinde oradan oraya koşuşturuyoruz,
hep daha az hatırlamak için
bizde senin gibi deviriyoruz,
biz de senin gibi umursamıyoruz ne içtiğimizi,
ya da ne kadar dandik olduğunu...
"İki yap"
Tepkin ne olacaktı diye beklerken
acınacak gülümsenle bana baktığın an
fişeklendi içimdeki bütün derinlikler;
"Tek buz"..

Ne kadar hoştu her şey,
sen bana yalan söylüyordun
ben sana yalan söylüyordum,
her şey kuralına göre işliyordu,
senin umutsuzluğun ve kederin benimkinden fazla,
benim umutsuzluğum ve kederim seninkinden fazla,
sevmiştik ikimizde sidik yarışını,
içimde kıpırdamayan yer kalmamıştı.
Hayatın bokluğunun farkında olan ben,
ve daha yeni yeni bir şeyleri fark etmeye çalışan sen.
Bedenlerimiz bizden daha cesaretliydi,
ikimizde farkına varmıştık
bir iki üç bardak,
hesaplanan sayıda ulaşmıştık
gökyüzüne.
Limitleri aşmıştık,
istediğimiz kıvamdaydık,
sıcak,
hayatlarımıza yeni birer yanlış katmaya artık hazırdık.
Nereye gideceğimizi sorduğumda,
umursadığımı sanma.
Hemen kapılmıştın,
başladın anlatmaya ve tarif etmeye,
kaldığın o ucube yeri.
İşte bu yüzden bunları yazan benim,
sen değilsin.
Hayat aslında çok basit,
herkes bok içinde,
bu hayatta büyük farkındalık küçük farkındalığı her zaman yerdi.
İşte kapılmıştın yine o fark etmeyen tarafının densizliğine...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder